Ebu Ubeyd Malik bin Rebia (Radiyallahü Anh) anlatıyor:
Bir adam,
– Ey Allah’ın Resûlü, anne ile babamın vefatlarından sonra da onlara
hayatta imişler gibi iyilik yapmak istiyorum. Bunun imkânı var mı?
Onlara nasıl iyilik yapabilirim? diye sordu.
Allah Resûlü (Aleyhisselâtü Vesselâm):
– Evet, var, buyurdu ve şu açıklamayı yaptı:
– Onlara dua etmek, onlar için Allah’tan istiğfar (günahlarının affını)
talep etmek, onların vasiyetlerini yerine getirmek, ana-babanın
akrabalarına karşı ilişkiyi (sıla-i rahim) devam ettirmek,
anne-babasının dostlarına ikramda bulunmak...
(Ebu Davud)
Hadis (Vefat eden Ana-Babaya hayır ...)
Hadis (İhlas suresinin faziletlerinden ...)
Alâ bin Muhammed Sakafî’den (Radiyallahü Anh):
"Biz Resûl-i Ekrem ile birlikte Tebûkte bulunuyorduk.
Bir sabah güneş, hiç o zamana kadar görmediğimiz bir parlaklık ve aydınlıkla doğdu.
Daha sonra Cebrail (as) indi. Allah Resûlü, ona:
– Neden bu sabah güneş, şimdiye kadar görmediğimiz ışıklar ve nurlar saçıyor? diye sordu.
Cebrail (as) şu cevabı verdi:
– Bu sabah, Muaviye el-Leysî öldü. Ve Cenab-ı Hak, onun cenaze namazını kılmak için gökten 70.000 melek gönderdi.
Gördüğünüz nurlar, güneşin değil, o meleklerin nurlarıdır.
Allah Resûlû, Cebrail (as)’a tekrar sordu:
– Muaviye el-Leysî, hangi ameliyle bu lütfa ermiştir?
Cebrail (as) şu cevabı verdi:
– O, ihlas sûresini çok okurdu. Gece-gündüz, dururken, yürürken,
otururken, ayakta iken hep bu sûreyi okurdu... Bu sebeble, o büyük
lütfa ermiştir.
(İbn-i Sa’d)
Hadis (Allah cc. bir şeyi yarattı mı ...)
"Allah bir şeyi yarattı mı, mutlaka onu mağlub edecek (zıddı -alternatifi) bir şeyi daha yaratır.
Rahmetini de, gazabını yenmek için yaratmıştır."
(Ramuzu’l-Ehadîs)
---
Allah bir şeyi yarattığı zaman, onu zıddıyla beraber yaratmıştır.
Bu, onun, kainata koyduğu bir kanunudur. Âdetullahtır.
Nitekim Allah, karanlığı yaratmış, ona galip gelmesi için de nuru, ışığı yaratmıştır. Nur, karanlığın zıddıdır.
Allah soğuğu yaratmış, onu gidermek için de zıddı olan ısıyı varetmiştir.
Celal isminin bir tecellisi olan hiddet ve gazabına karşı da, Cemal
isimlerinin tecellisi olan rahmetini göstermiş; böylece rahmetini,
gazabına üstün ve galip eylemiştir.
Hadis (Hayır ve Şer üzerine ...)
Muaz bin Cebel’den (Radiyallahü Anh):
"Bir gün Kabe-i muazzamayı tavaf buyururlarken Allah Resûlünü
(Aleyhisselâtü Vesselâm) izledim. Ve içimden gelen bir soruyu sorma
arzumu dile getirerek:
– Ya Resûlallah! En şerli, en kötü insan kimdir? diye sordum.
Allah Resûlü, bu sualimden hoşlanmadılar. Bu yüzden benim için:
"Allah’ım, onu bağışla!" şeklinde dua buyurdular. Sonra da şu ikazı
yaptılar:
– Ya Muaz, sen hayırla ilgilen, hayırlardan sor. Şerle meşgul olma, şerden sorma..."
Bununla beraber, sorduğum soruyu da cevapsız bırakmayıp şu karşılığı verdiler:
– İnsanların en şerlileri, (yaşadıkları toplum içinde bilgilerini
kötüye kullanan, halkı doğru yola sevkedecekken batıl yollara düşüren)
kötü alimlerdir."
(Mecmauzzevâid, C.1, 185)
Hadis (Cennetin Evleri / Münakaşa ...)
Ebu Ümameden (Radiyallahü Anh):
Efendimiz (Aleyhisselâtü Vesselâm) buyurdular ki:
" Kim haksız olduğunu anladığı bir münakaşayı (hakka teslim olmayı
düşünerek) terkederse, kendisine cennetin kenarında bir ev kurulur.
Kimde haklı olduğunu bildiği bir münakaşayı sırf barışı ve uzlaşmayı
sağlamak düşüncesiyle terkederse, ona da cennetin ortasında bir ev inşa
edilir."
(Ebu Davud/Edeb; Tirmizi/Birr; İbnu Mace/Mukaddime; Nesai/Edeb)
Hadis (Hiçkimse Allah cc. kadar özür kabul etmeyi sevemez ...)
Ebu Musa’dan (Radiyallahü Anh.):
"Hz.Resûlüllah (Aleyhisselâtü Vesselâm) buyurdu ki:
– Aziz ve celil olan Allah, gündüz günah işliyenlerin tevbesini kabul
etmek için geceleyin rahmet kapısını açar. Gece günah işliyenlerin
tevbesini kabûl etmek için de gündüz rahmet kapısını açar. Bu hal,
güneş batıdan doğuncaya kadar, devam eder."
(Müslim)
---
Resul-i Ekrem (Aleyhisselâtü Vesselâm) buyurdu ki:
– Hiç kimse, Allah kadar özür kabul etmeyi sevemez. Bu sebeple, Allah
Kitap indirmiş, Peygamber göndermiş, insanlara özür dileme yollarını
bildirmiştir.
(Müslim)
---
Bu hadis-i şerifte günahkar insanlara büyük bir ümit telkini yapılmaktadır.
Her devlet zaman zaman pişmanlık yasası çıkarır ki, suçluları ıslah edip kurtarsın. Cemiyette suç oranını azaltsın.
Rabbimizin pişmanlık yasası diyebileceğimiz tövbe ve istiğfar kanunu,
istisnasız herkes hakkında, her devir ve zamanda geçerli, bir kurtuluş
vesilesidir.
Yeter ki, günahkar kişi, günahını Allah’a itiraf etsin. Rabbinden özür dilesin.
"Allah’ım, beni affet!" desin.
Hadis (Mü'minde imanın yeri ...)
Resûlullah (Aleyhisselâtü Vesselâm) buyurdu ki:
"Müminde imanın yeri, at ile bağlandığı kazığın haline benzer.
At yayıldığı yerde dönüp dolaşıp bağlı olduğu kazığa yaklaştığı gibi,
mü’min de gafletle bazı hatalar işler, sonra tövbe ile (manen) bağlı
olduğu imana geri döner."
(İbn-i Hibban)
---
İmanlı bir
insan, zaman zaman gaflete düşüp günaha girse bile, derhal pişmanlık
duyar ve tövbe ile küfre düşmekten, bütün bütün çizgiden çıkmaktan
korunur.
İyiliği çok, kötülüğü azdır.
Kalbinde imandan eser olmayan kimsenin ise, kötülüğüne bir hudud çizmek, fenalık ve günahlarına bir engel koymak, imkânsızdır.
Bazan bu gibilerin zararları, sadece kendileri ile sınırlı kalmayıp,
tüm insanlığı ve umum yeryüzünü tehdit eder boyutlara ulaşmaktadır.
Hadis (Ümmetimi koru diye dua etti ve ağladı ...)
Abdullah bin Amr’den (Radiyallahü Anh):
Resûl-i Ekrem (Aleyhisselatü Vesselam), bir gün ellerini kaldırarak:
– Allahım, ümmetimi koru, ümmetimi koru, diye dua etti ve ağladı.
Bunun üzerine Allah Teâla:
– Ya Cibril! Muhammed’e git, (gerçi Rabbin her şeyi daha iyi bilir) neden ağladığını sor, buyurdu.
Cibrîl, Peygamberimize gelerek sordu.
Peygamberimiz Cebrail’e, ümmetini düşündüğünü söyledi ve:
– Allah, Peygamberinin ne istediğini daha iyi bilir, dedi.
Bunun üzerine Allah Teala :
– Ya Cibril, Muhammed’e git ve ümmeti hakkında kendisini memnun
bırakacağımızı; onu, üzüntülü ve ümitsiz bırakmıyacağımızı bildir,
buyurdu.
(Müslim)
Hadis (Zulüm üç çeşittir:...)
Hz. Enes’den (Radiyallahü Anh):
Peygamberimiz (Aleyhisselatü Vesselam) buyurdu ki:
"Zulüm üç çeşittir:
Bir zulüm vardır ki, onu Cenab-ı Hak asla bağışlamaz.
Bir zulüm vardır ki, Allah Teâla onu dilerse affedebilir.
Bir zulüm vardır ki, Allah Teâla onu terk buyurmaz.
Allah Tealanın affetmiyeceği zulüm, şirktir (Allah’a ortak koşmaktır). Allah, "Şirk, en büyük bir zulümdür" buyurmuştur.
Hak Tealanın dilerse affedeceği zulüm, kulların kendileriyle Rableri
arasındaki hususlarda, kendi nefislerine yaptıkları zulümdür. Allah
kendine karşı işlenen bu zulmü dilerse affeder.
Hak Teâlanın terk buyurmayacağı zulme gelince, bu, kullardan
bazılarının bazılarına yaptıkları zulümdür (kul hakkıdır) ki, mazlûm
zalimden hakkını almadıkça Allah onları terk buyurmaz, bağışlayıp
affetmez.
(Mecmauzzevaid/Kıyamet 1008)
Hadis (Mü'min ile Facirin günahlarına bakış açıları ...)
"Mü’min
günahını şöyle görür: O, sanki üzerine her an düşme tehlikesi bulunan
bir dağın dibinde oturmaktadır. Dağ düşer mi diye, korkar durur.
Facir ise, günahı burnunun üzerinden geçen bir sinek gibi görür."
(Buhari)
---
Mü’min,
işlediği günahları hiç unutmaz; hep pişman ve Allah’a karşı istiğfar
halindedir. Günahından dolayı, Rabbinin azabına maruz kalmaktan devamlı
korkar.
Münafık ise, günahlarını hiç düşünmez, önemsemez. Kendini Allah’ın azabından âdeta güvende hisseder.